TASAVVUF ALİMLERİ
E-OKUL
Görsel Ders Anlatım Videoları
Flim And Music Videos
sayaç
| Bugün | 85 |
| Dün | 203 |
| Hafta | 288 |
| Ay | 4112 |
| Tümü | 169669 |
| (C) Fliesenstadt | |
RSS
| Mevlana ve Sema |
| Administrator tarafından yazıldı. |
|
"Şu halde Semâ aşıkların gıdasıdır.
Hz. Mevlânâ'nın Hakk'a yürüyüşünden sonra oğlu Sultan Veled ve dostları tarafından 13. yüzyılın sonlarında tesis edilen Mevlevilik, sadece Anadolu'da değil Balkanlar'da, Asya'da, Afrika'da ve Arap Yarımadası'ndaki insanları da yüzyıllarca aydınlatan ve hâlâ da aydınlatmaya devam eden bir 'olgun insan' yetiştirme yolu olmuştur. Konya'daki Mevlânâ Dergâhı merkez olmak üzere 1 Afyon, Kütahya, Manisa, Muğla, Eskişehir, Bursa, Denizli, İstanbul, Bursa, Antep, Diyarbakır, Urfa, Adana, Ankara, Yozgat, Kastamonu, Sivas gibi birçok Anadolu şehrinde; Selânik, Belgrad, Bosna, Kahire, Mekke, Medine, Şam, Halep, Trablusşam, Tebriz ve Lefkoşe gibi yurt dışında 114 ayrı noktada teşkilatlanan Mevlevilik, altı yüzyılı aşkın bir süre başta; Hz. Mevlânâ'nın 'Allah'la birlikte olmak' olarak nitelendirdiği SEMÂ'sıyla tüm dünya insanlarının gönüllerine girmeyi başarmıştır. Bugün yine Hz. Mevlânâ'nın engin fikirleriyle birlikte insanları en fazla etkileyen Semâ'dır. Semâ, Mevlevilik Tarikatı'nın en önemli unsurlarından biridir. Mevlevî dervişi olmak isteyen kişi önce nev-niyâz (yeni tâlib) unvanıyla Mevlevihanenin matbahında üç gün postta (Saka Postu) oturur 2, bu süre sonunda eğer tarikata kabul edilme onayı almışsa başına sikke giydirilerek Mevlevihânede çalışmaya ve Semâ meşk etmeye başlar. Artık bu kişi bundan sonra 'can' diye anılır. Bir taraftan matbahta bulunan ortasında bir çivinin çakılı olduğu meşk tahtasında Semâ öğrenip tarikatının asıl objesini yerine getirmeye çalışan can diğer taraftan Abrîzcilik, Pazarcılık, Şerbetçilik, Süpürgecilik, Çerağcılık ve Somatçılık gibi 18 adet Dergâh hizmetlerinde de sırasıyla çalışır ve 1001 günlük çilesini çıkarmış olur. Can'a bu hizmetleri yerine getirirken yeteneğine göre bir meslek de öğretilir. Bu meslekler genellikle güzel sanatların çeşitli dallarında olur; can'ın yeteneğine göre hattatlık, hakkaklık, çinicilik ve mûsıkîşinâslık eğitimi verilir. 1001 günü lâyıkıyla tamamlayan can artık Mevlevilik Tarikatı'na göre 'Dede' unvanı almış, kendisine bir hücre (oda) edinip orada yeteneğine göre çalışmalarına devam etme hakkı kazanmıştır. Bu Dede eğer isterse aynı imkânlarla başka bir Mevlevihâneye gitme hakkına da sahiptir.
Hz. Mevlânâ'nın Semâ'sı Hz. Mevlânâ'nın ilk olarak ne zaman ve niçin Semâ ettiğine dair elimizde bilgi yoktur. Ama şu gerçektir ki, O dergâhta, evde, çarşıda ve bazen de ders esnasında cezbeye gelip herhangi bir kurala tabi olmadan içinden geldiği gibi Semâ dönmüş ve hattâ öyle zaman olmuş ki, Semâsındaki cezbe ve hararetten belindeki kemeri dahi çözülmüştür. Hz. Mevlânâ ileriki yıllarda Şems-i Tebrizi'nin kaybolmasından sonra (1247-8) sonra kendisine halef seçtiği Kuyumcu Selâhaddin'in 3 (ölm. 1264) sarraf dükkânının önünden geçerken onun çekiç darbelerindeki ritimlerden cezbeye kapılıp Semâ'ya başlayacak ve;
Ne hoş suret, ne hoş mânâ, ne güzellik, ne güzellik) matlâıyla başlayan meşhur gazelini söyleyecektir. Yine Hz. Mevlânâ bir gün Konya sokaklarında dolaşırken avladığı tilkinin postunu kendi lehçesiyle "dilku, dilku" diye bağırarak satan bir Türkmen'in bu nağmesinden cezbeye gelerek orada Semâ etmeye başlar. Çünkü 'dilku' kelimesi Farsça'da 'gönül neredesin?' anlamına gelmekte ve kelimeyi bu taraftan anlayan Hz. Mevlânâ'ya kafi derecede malzeme olmaktadır. Hz. Mevlânâ'nın gerek Selçuklu sarayında, gerekse civar kentlerde düzenlenip dâvet edildiği toplantılarda Semâ meclislerini yönettiği ve katılanlarla birlikte Semâ yaptığı özellikle Eflâkî Dede'nin Menâkıbu'l-ârifîn adlı eserinde etraflıca anlatılır. Hz. Mevlânâ bir gazelinde Semâyı 'mutlak fânîlik içinde bekâ zevkini tatmak' olarak vasıflandırır ve Semânın sırları hakkında şunları söyler:
Hz. Mevlânâ'dan sonra Semâ İnsanın tabii hareketi olan dönmek, yani Semâ etmek, Hz. Mevlânâ Celaleddin Rumi'den sonra Hüsameddin Çelebi (ölm. 1284), Sultan Veled (ölm. 1312) ve Ulu Arif Çelebi (ölm. 1320) zamanında tarikat haline gelen Mevleviliğin bir sembolü olmuştur. Bu düzenlemelerle mûsıkî ile bütünleşen ve kurallara bağlanan dönme hareketi daha tesirli, daha görkemli ve daha ruha hitap eder bir hale gelmiştir. Yine Hz. Mevlânâ'nın torunlarından Pir Adil Çelebi (ölm.1490) zamanında bugünkü şekline yakın bir hal alan Semâ Mevlevilerce bir tören haline getirilmiştir. 17. yüzyıl ise diğer tarikatlarla birlikte Mevleviliğin de bir gerileme, hatta lağvedilmesiyle karşı karşıya kaldığı bir dönem olmuştur. IV. Murad'ın saltanatta bulunduğu zaman Mevlânâ Dergâhı'nın yıkılmasıyla dahi karşı karşıya gelen ve tarihe 'Kadızâdeler Olayı' olarak kaydedilen bir dönemden sonra, Vani Mehmed adlı softa bir hoca, Sadrazam Köprülü Mehmed Paşa'nın oğlu Fazıl Ahmed Paşa'nın Sadrazamlığa getirildiği dönemde onun ve Sultan IV. Mehmed'in itibarını kazanarak 'Hünkâr Şeyhi' sıfatıyla saraya girer. Vani, birkaç yanlış örnek göstererek ülkedeki tarikatların artık zararlı bir hale geldiğini savunarak tarikatların lağvedilmesi yönünde padişahtan karar çıkartır. Bu menfur olay tarih boyunca memleketlerine hiçbir zaman zararı dokunmayan Mevlevileri çok etkilemiş ve ebced hesabıyla 'Yasağ-ı bed' (H. 1077/M. 1666) (kötü yasak) olarak tarihlendirilmiştir. Bu yasak Vani'nin gözden düşme yılı olan 1684' e kadar 18 sene sürmüş ve bu tarihte kalkan yasağın ardından Mevleviler yeniden Semâ dönmeye başlamışlardır. Bu yasağın kalkması da yine Mevlevi şairler tarafından ebcedle "Mevlevîler döndü Cân'a aşk-ı Mevlânâ ile" (H. 1095/M. 1684) mısrasıyla tarihe kaydolmuştur.
Semâdaki semboller ve Semâzen kıyafeti Bu törendeki her şey ayrı bir mânâya, ayrı bir güzelliğe sahiptir. Semâ edilen, Semâhane denen alanın şeklinden, üstüne oturulan postların renklerine, Semâzenin giydiği her giysiden, yaptığı her harekete kadar hepsinin bir mânâsı vardır; hepsi bir sembol ifade etmektedir. Mesela Semâhane dairevi bir alandır ve kâinatı sembolize eder. Şeyhin oturduğu kırmızı post Hz. Mevlânâ Celaleddin-i Rumi'nin makamı sayılır ve şeyh efendi vekaleten bu makama oturur. Kırmızı renk 'vuslat' yani Allah'a kavuşma rengidir. Hz. Mevlânâ Celaleddin-i Rumi güneş batarken Allah'a kavuşmuştur. Bilindiği gibi güneş batarken de doğarken de gökyüzü kırmızı bir renk alır. İşte şeyh postunun kırmızı rengi maddi dünyadan batışı, mânevi dünyaya doğuşu temsil eder. Mevleviliğe yeni girenlerin oturduğu post siyah olur. Siyah renksizliğin rengidir, tevhidi temsil eder, bütün renkleri içinde barındırır. Derviş bilgilenip yol alınca beyaz renkli posta oturmaya hak kazanır. Semâzenin kıyafetine gelince; insanın kötü huylarının, yani nefsinin mezar taşını temsil eden sikkesi, nefsinin kefenini temsilen tennuresi, nefsini ise üstüne giymiş olduğu hırkası temsil eder. Semâzen Semâya başlarken hırkasını çıkarır ve mânevi bir temizliğe adım atmış olur. Semâzenin, kollarını çapraz bağlı olarak duruşu Allah'ın birliğini ifade eder. Kollarını iki yana açarak sağdan sola dönerken adeta kainatı bütün kalbiyle kucaklar gibidir. Gökyüzüne dönük olan sağ eli ile Hak'tan aldığını yeryüzüne dönük olan sol eli ile halka dağıtır. Burada ayrıca Semâzenin Hak'ta yok oluşu da vurgulanır. Semâ töreni Mustafa Itrî (ölm.1712) efendinin bestelediği 6 Peygamber efendimizi öven Na't-ı şerif ile başlar. Allah'ın kainatı yaratışındaki "OL" (kün) emrini sembolize eden kudüm sesinin ardından ilahi nefes olan ney sesi duyulur. Kainat oluşmuş ve can bulmuştur. Şeyh efendinin önderliğindeki Semâzenler Semâhanenin etrafında dairevi bir yol izleyerek yürürler. Her bir dairenin ilk yarısı maddi dünyayı ikinci yarısı mânevi dünyayı sembolize eder. Sultan Veled devri denen bu üç devir mânevi bir yolcululuğa hazırlanıştır. Semâzen nefis sembolü olan hırkasını çıkarır ve şeyhinden izin alarak Semâya başlar. Dört selam olan Semâyı babam Celaleddin Bakır Çelebi'nin de belirttiği gibi şöyle özetleyebiliriz: "Semâ kulun hakikate yönelip akılla - aşkla yücelip, nefsini terk ederek Hak'ta yok oluşu ve olgunluğa ermiş , kâmil bir insan olarak tekrar kulluğa dönüşüdür." Bir Semâ töreninden sonra Semâzen de, töreni izleyen de Yaradan'ına biraz daha yaklaşır, O'na olan aşkı daha kuvvetlenir; arınır, tertemiz mutlu ve huzurlu bir ruha kavuşur. İnsanlar bir şeyleri isterken yakararak dönmüşler, istekleri olunca sevinip dönmüşler, ruhlarının coşkusunu dönerek Semâ ederek ifade etmişlerdir. Tarihten edindiğimiz bilgiler bunlar, yani insanoğlu ilk gününden bu güne hep dönmüş, hep Semâ etmiştir. Göktürk kabartmalarındaki döner şekilde nakşedilen insan figürleri, Mısır kabartmalarındaki M.Ö. 5 bin yıllarına ait olduğu sanılan neyzen şekilleri, Semâ ve Ney'in ne kadar eski olduğu hakkında bilgi vermektedir. Hatta Ca'fer-i Tayyâr'ın Peygamber efendimizin huzurunda Semâ eder şekilde raks etmesi O'nun sessiz kalmasına ve bununla da Tayyâr'ın hareketini onaylaması anlamına gelmiştir 6. Bugün Semâ deyince benim aklıma neşe içinde dönen insanlar gelir. Kendi etrafında, birbirinin etrafında, el ele, kol kola, omuz omuza neşe içinde dönen insanlar. Bu insanlar farklı zaman dilimlerinde farklı medeniyetlerde; ve hatta farklı dinlerde, ülkelerde ve yaşlardadır. Aralarında yeni yürümeye başlamış, kollarını iki yana açarak dönen bebekten; torununa sarılmış, mutlulukla dönen nineye kadar hepsi gözümün önünden tek tek geçer. Günümüzde yurt içi ve dışında rastladığımız bu sahneler Hz. Mevlânâ'nın öğreti ve mesajlarının ne denli güncel olduğu ve tabi ki Semâsındaki gizemliliği vurgulamak bakımından son derece önemlidir. |
GÜNCEL MAKALELER
Kaliteli uykunun sırları
Yeme içme kadar gerekli olan uyku, ortamınsıcaklığından, odanın karanlık olmasına kadar pek çok faktörden etkileniyor. İşte işin uzmanından kaliteli uykunun sırları...
Administrator 15 Ağu 2011 Tıklama:193 Şifalı Bitkiler
Her virüse deva ilaç
Soğuk algınlığından AIDS’e hemen her tür virüsü yok edebilecek bir ilaç geliştirildi.
Administrator 12 Ağu 2011 Tıklama:244 Şifalı Bitkiler
Gıdalardaki gizli tehlike: Aflatoksin
Gözle görülmiyor, karaciğer, böbrek, beyin, sinir sistemi, kan dolaşımı, akciğer ve sindirim sisteminde tahribata yol açıyor!
Administrator 12 Ağu 2011 Tıklama:119 Şifalı Bitkiler
Hastanın kendi hücre…
Amerikalı doktorlar, 3 lösemi hastasında, hastalardan aldıkları hücrelerin genetiğini değiştirerek, kanseri yenmeyi başardı.
Yaşamak için tuzu az…
Bilim insanları, gıdalardaki tuz oranının yüzde 15 azaltılması durumunda gelecek on yıl içinde sekiz milyondan fazla hayatın kurtarılabileceğini açıkladı.
Besinleri güvenle tü…
Hijyen kurallarına uyulmadan hazırlanan ve uygun sıcaklıkta saklanmayan besinler, sıcak ve nemli havayla birleşince hastalık yapan bakterilerin üremesine elverişli hale geliyor.
Çikolota Libidoyu Yü…
Seks hayatınız monoton veya eskisi kadar canlı değil mi? Bu monotonluktan kurtulmak için siz de yiyeceklerden yardım almaya ne dersiniz? İşte, size cinsel gücü artıracak ve libidonuzu yükseltecek besin…
Baş ağrısına yol aça…
Baş ağrısı çeken insanların birçoğu önce ağrı kesicilerle bunu geçiştirir. Devam eden ağrılarda ise herkesin korkusu beyin tümörü olduğu yönündedir. Oysa korkulanın aksine baş ağrılarının sadece yüzde 1'i beyinde oluşan…
Altın Çilek Hakkında…
Son zamanlarda özellikle zayıflamak isteyenlerin odağı haline gelen “altın çilek” ile ilgili açıklama yapan Türk Eczacılar Birliği (TEB), altın çileğin etkisi ile ilgili yeterli bir çalışma yapılmadığını,…
Kilolarınızdan Kurtu…
Bazı besinler, metabolizmanın hızlanmasını sağlıyor ve yağ yakımını destekliyor. Kilo probleminiz varsa, Diyetisyen Funda Tuzgöl’ün önerilerini uygulayacak olursanız vücut yağ dengeniz düzelecek ve böylece fazla kilolarınızdan kurtulmuş…
10 Adımda Sağlıklı B…
Güzel bir cilde, güçlü saç ve tırnaklara sahip olmak istiyorsanız sağlıklı beslenmeye özen göstermeniz şart! Nasıl mı? İşte Diyetisyen Aysen Arıcan’dan öneriler…
Uykusuzluğa Karşı Vi…
Uykusuzluk, günümüzde yaşanan en önemli sıkıntılardan biridir. Yoğun çalışma günleri, stres, düzensiz yaşam uyku düzenimizi bozan en önemli etmenlerdir. Bu etmenleri ortadan kaldıramıyorsanız daha kaliteli bir uyku…